![]() |
| pamukcuk hastalığı |
Pamukçuğu olmayan bir bebek nasıl besleniyorsa pamukçuklu bebek de aynı şekilde beslenir. Ancak annenin göğsünde kızarıklık varsa, anne emzirirken göğsünde ağrıdan şikayet ediyorsa, onun göğsünde de aynı mantarın yaptığı enfeksiyon var demektir. Bu nedenle anne göğüs bakımının iyi yapılması; mantara karşı krem, antiseptik losyon ya da bebekte pamukçuk için kullanılan basit damlaların sürülmesi gerekir. İki günde annenin göğsü ve bebeğin pamukçuğu azaldığında, bebeğin huzursuzluğu, emme güçlüğü azalır, iştahı da normale döner.
![]() |
| apandisit |
pandis veya appendiks, 2 ile 20 cm arasında ve ortalama 11 cm
uzunluğunda ve karın boşluğunun sağ alt bölümünde yer alan bir
organdır. Ancak, apandis yerleşim olarak, bazı hastalarda leğen kemiği
içinde (intrapelvik), karaciğer altında (subhepatik) veya kör bağırsağın
(çekum) arka tarafında (retroçekal) olarak yer alabilir. Çok ender
olarak, organları ters yerleşimli olan hastalarda karın boşluğunun sol
alt tarafında yer alabilir.

apandis

Apandis organının görevi nedir?
Apandis organının anne karnındaki dönemde geliştiği ve daha sonra bir işlevi olmadığına inananlar bulunmaktadır. Charles Darwin ilk canlılarda apandisin yaprakların sindirimine yaradığını açıklamıştır. Birçok yazar tarafından apandis organının bağışıklık sisteminde ve yararlı bağırsak bakterilerini üretilmesinde görevi olduğu kabul sayılır. Apandiste yer alan endokrin hücreler, bebek daha ana rahminde iken, biojenik aminler ve peptid hormonlar salgılayarak biolojik kontrol mekanizmalarında görev alırlar.
Akut apandisit neden olur?
Apandisin iç boşluğunun mikroplar (Schistosoma veya Strongyloides, vb.), kalsiyum tuzları veya dışkı tıkaçları ile (meyve çekirdeği, ayçekirdek vb.) tıkanması ile oluşur. Bu nedenle apandis organının içi şişer ve ödem yapar, lenf akımı ve toplar damar dolaşımının tıkanması nedeniyle apandis organında bakteriler toplanır ve delinme (perforasyon) olduğunda karın zarına (periton) yayılır. Ayrıca, lenf bezlerinin Crohn hastalığı, amipler ile enfeksiyon sonrasında şişmesi sonucunda lenfoid hiperplazi denilen tablo ortaya çıkar.
Akut apandisit ne sıklıkta olur?
• Apandisit nüfusun yaklaşık yüzde 7’sinde ve her yıl başına 1,000 kişiden birinde görülür. Yaşam boyu apandisite yakalanma şansı yüzde 7-10 arasında değişir.
• Erkeklerde kadınlara oranla 1.4 kat daha fazla rastlanır.
Süt çok sayıda besin öğelerini bileşiminde bulundurulması nedeniyle
insan yaşamının her evresinde tüketilmesi gereken temel besinlerin
başında yer alıyor.
İlk günlerinde annelerinin sütüyle beslenen bebeklere, daha sonraları hem anne sütü hem de hayvani sütler verilir. Süt, bebeklerin narin vücutlarını sağlamlaştırır, güçlendirir.
Çocukluk döneminin ilk birkaç yılının, bir çocuğun gelecekteki sağlıklılığı üzerinde hayati bir önemi vardır. Sütte bulunan galaktoz beyin ve sinir dokularının oluşumu da rol oynar. Laktoz vücudumuzun kalsiyum ve fosfordan daha iyi yararlanmasını sağlar bu nedenle özellikle bebeklerin kuvvetli kemik ve diş, sıkı kas ve sağlıklı doku oluşumunda faydalıdır.
Süt, memeden kesilen çocuğun gıdasının önemli bir parçası olmaya devam eder. Yörsan Gıda Mühendislerinden Nilüfer Hakarayan'ın verdiği bilgiye göre iki yaşın altındaki çocuklara tam yağlı süt verilmelidir. Çünkü sütteki yağın sağlayacağı enerji ve vitamin A’ ya ihtiyaçları vardır. 2 yaşından sonra daha çeşitli gıdalarla beslenmeye başladıklarından diyetlerine yavaş yavaş yarım yağlı süt eklenebilir.
Bunları biliyor muydunuz?
• Protein’in % 35’ini
• A Vitaminin % 9’unu
• Enerjinin % 6’sını
• B1 Vitaminin %11’ini
• Fosfor’un % 55’ini
• B2 Vitaminin %44’ünü
• Magnezyumun % 18’ini
• Kalsiyumun % 52’sini
• B6 Vitamininin % 13’ünü
• B12 Vitamininin % 98’ini
• İyotun % 30’unu
• Niasin’in % 16’sını
• Potasyumun % 30’unu karşılıyor.
İlk günlerinde annelerinin sütüyle beslenen bebeklere, daha sonraları hem anne sütü hem de hayvani sütler verilir. Süt, bebeklerin narin vücutlarını sağlamlaştırır, güçlendirir.
Çocukluk döneminin ilk birkaç yılının, bir çocuğun gelecekteki sağlıklılığı üzerinde hayati bir önemi vardır. Sütte bulunan galaktoz beyin ve sinir dokularının oluşumu da rol oynar. Laktoz vücudumuzun kalsiyum ve fosfordan daha iyi yararlanmasını sağlar bu nedenle özellikle bebeklerin kuvvetli kemik ve diş, sıkı kas ve sağlıklı doku oluşumunda faydalıdır.
Süt, memeden kesilen çocuğun gıdasının önemli bir parçası olmaya devam eder. Yörsan Gıda Mühendislerinden Nilüfer Hakarayan'ın verdiği bilgiye göre iki yaşın altındaki çocuklara tam yağlı süt verilmelidir. Çünkü sütteki yağın sağlayacağı enerji ve vitamin A’ ya ihtiyaçları vardır. 2 yaşından sonra daha çeşitli gıdalarla beslenmeye başladıklarından diyetlerine yavaş yavaş yarım yağlı süt eklenebilir.
Bunları biliyor muydunuz?
• Protein’in % 35’ini
• A Vitaminin % 9’unu
• Enerjinin % 6’sını
• B1 Vitaminin %11’ini
• Fosfor’un % 55’ini
• B2 Vitaminin %44’ünü
• Magnezyumun % 18’ini
• Kalsiyumun % 52’sini
• B6 Vitamininin % 13’ünü
• B12 Vitamininin % 98’ini
• İyotun % 30’unu
• Niasin’in % 16’sını
• Potasyumun % 30’unu karşılıyor.
Çocuğunuz grip olursa bunları yapmayın
Uzmanlar, okulların açılması ve havaların soğumasıyla birlikte sıklıkla karşılaşılan solunum enfeksiyonları arasında birinci sırayı alan ‘grip’ konusunda ebeveynleri uyarıyor.
Virüslerle meydana gelen grip hastalığı yaklaşık 1 hafta veya 10 günkadar sürdüğüne işaret eden uzmanlar, çocukların grip olması halinde antibiyotik kullanılmasından kaçınılması gerektiğini dile getiriyor.
Sıcak geçen yaz aylarından sonra sonbahar kendini göstermeye başladı. Mevsim geçişleri özellikle çocuklar için risk oluşturuyor. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı’ndan yapılan açıklamada; özellikle sinema, tiyatro, huzurevi, kışlalarda, sigaranın kapalı ortamda çok içildiği yerlerde gribe yakalanma olasılığı daha fazla olduğu belirtildi. Açıklamaya göre; grip hastalığının sıklıkla burunda kuruma, yanma, genizde yanma, kaşıntı hissi, burunda tıkanıklığın yanı sıra, önce beyaz, şeffaf daha sonra da giderek koyulaşan burun akıntısı ile kendini gösteriyor. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Hafif olmak üzere ateş de görülür. Hastada genel vücut kırgınlığı olur. Ayrıca gribe yakalanan kişilerde eklem ve adalelerinde yorgunluk hissi, burundan ve genizden gelen akıntıya bağlı öksürük, balgam çıkarma hissi ve problem devam ederse baş ağrısı görülebilir.
ANTİBİYOTİK KULLANMAYIN
Gribin tedavisinde ‘antibiyotik kullanmayın’ önerisinde bulunulmaktadır. Hastalık genellikle ‘virüsler’ ile meydana geldiğinden antibiyotik kullanımının hastalığın seyrinde herhangi bir etkisi olmamaktadır. Hastada çok yüksek ateşe eşlik eden, çok koyu ve kanlı burun akıntısı olursa, öksürük, balgam devam ederse antibiyotik gerekebilir. Onun dışında bol sıvı alarak akıntının yumuşatılması kolayca çıkarılmasının sağlanması, çocuğumuzun bulunduğu çevrede sigara içilmemesi , gün içerisinde sıcak buharla genzi yumuşatmak, sebze ve meyve yiyerek, vitaminle vücuda takviye yapılması, çok aktif olan dönemlerde de vücudun dinlendirilmesi gerekir."
GRİPTEN KORUNMAK İÇİN AŞI YAPTIRIN; EVİNİZİ HAVALANDIRIN
Grip ten korunmak için öncelikle kronik hastalığı (kalp, akciğer, böbrek ve şeker gibi) olan çocukların aşılanması gerektiğine dikkat çekilen açıklamada, "Gripten korumak için toplu çalışma ortamlarında havalandırma düzenli yapılmalı, sigara içilmesine izin verilmemeli, hasta kişilerin tedavileri sağlanmalıdır. Hasta kişinin sekresyonlarına temastan kaçınılmalıdır. El yıkama ve maske kullanımı tavsiye ediliyor."denildi.
kalp sağlığınızı koruyun!
Kalp damar hastalıklarının görülme oranının giderek arttığını ve bu hastalıkları oluşturacak risk faktörlerini önleyerek önemli bir adım atılacağını dile getiren Doktorlar Ne yazık ki çok oturan bir toplumuz. Öncelikle bunu değiştirmemiz gerekiyor; daha az yiyip daha çok yürümeli ve sigarayı bırakmalıyız.’ diyekonuştu .
Kalp sağlığınızı
1. Yediğinizi yaktığınızdan eminseniz yiyin (Daha az
2. Sigarayı bırakın. Çünkü sigara tansiyon, kolesterol
3.
4. Akşam
5.Sağlıklıysanız bile en az
Uçakta kulak tıkandığında ne yapılmalıdır?
Uçakta kulak tıkanıklığının nedeni basınç farkına uyum gösterilmemesidir yani uçak içindeki değişik atmosfer basıncına östaki borusu uyum gösteremez ve kulakta efizyon başlar. Özellikle uçak inişlerinde bu daha çok ortaya çıkar, özellikle uçak hızlı iniyorsa ve kabin basıncı eğer çok uygun yapılmamışsa kulakta tıkanıklık, bazen ağrı ortaya çıkar, bu durumda zorlamamak gerekiyor. Ben de yolculuk yaparken izliyorum, insanlar hemen ağzını burnunu kapatıp kulaklarına hava göndererek açma şeklinde bir eğilim içinde oluyorlar. Bu son derece zararlı, çünkü hem aşırı basınç gönderme mümkün hem de geniz dediğimiz burnun arkasındaki bölgedeki bakterileri orta kulağa göndermek. Bu durumda sakin olmak gerekiyor, çocuklar için özellikle benim önerdiğim çocukları uçak inişinde uyutmayın, dik tutun ve ya bir biberon verin ya bir bardakla su içmesini sağlayın, bu östaki borusunun açılmasını sağlayacaktır. Biraz daha büyükse sadece ağzını kapatıp, eliyle burnunu kapatıp yutkunması yeteri kadar basınç sağlayacaktır. Bunun dışında eğer tıkanıklık devam ediyorsa asla zorlamamalı yani kulağı açmak için ağız kapatılıp, burun kapatılıp hava gönderme dediğimiz vasselva diye adını verdiğimiz manevradan uzak durmak gerekiyor, sakin sabırla beklemekte fayda var. Otomatik hareketlerle, yutkunma hareketlerle bu açılacaktır. Tabi burda burun damlalarını ihmal etmemek lazım, eğer nezleliyse ve nezleli olarak uçağa binecekse mutlaka benim hastalarıma önerdiğim uçak kalkmadan önce ve inmeden önce burun damlasıyla burnu açık tutmakta fayda var. Bunun dışında uçak indikten sonra hala tıkanıklık devam ediyorsa ve burun tıkanıklığı da eşlik ediyorsa yine bir burun damlasıyla yardım etmekte fayda var.
Uçakta kulak tıkanıklığının nedeni basınç farkına uyum gösterilmemesidir yani uçak içindeki değişik atmosfer basıncına östaki borusu uyum gösteremez ve kulakta efizyon başlar. Özellikle uçak inişlerinde bu daha çok ortaya çıkar, özellikle uçak hızlı iniyorsa ve kabin basıncı eğer çok uygun yapılmamışsa kulakta tıkanıklık, bazen ağrı ortaya çıkar, bu durumda zorlamamak gerekiyor. Ben de yolculuk yaparken izliyorum, insanlar hemen ağzını burnunu kapatıp kulaklarına hava göndererek açma şeklinde bir eğilim içinde oluyorlar. Bu son derece zararlı, çünkü hem aşırı basınç gönderme mümkün hem de geniz dediğimiz burnun arkasındaki bölgedeki bakterileri orta kulağa göndermek. Bu durumda sakin olmak gerekiyor, çocuklar için özellikle benim önerdiğim çocukları uçak inişinde uyutmayın, dik tutun ve ya bir biberon verin ya bir bardakla su içmesini sağlayın, bu östaki borusunun açılmasını sağlayacaktır. Biraz daha büyükse sadece ağzını kapatıp, eliyle burnunu kapatıp yutkunması yeteri kadar basınç sağlayacaktır. Bunun dışında eğer tıkanıklık devam ediyorsa asla zorlamamalı yani kulağı açmak için ağız kapatılıp, burun kapatılıp hava gönderme dediğimiz vasselva diye adını verdiğimiz manevradan uzak durmak gerekiyor, sakin sabırla beklemekte fayda var. Otomatik hareketlerle, yutkunma hareketlerle bu açılacaktır. Tabi burda burun damlalarını ihmal etmemek lazım, eğer nezleliyse ve nezleli olarak uçağa binecekse mutlaka benim hastalarıma önerdiğim uçak kalkmadan önce ve inmeden önce burun damlasıyla burnu açık tutmakta fayda var. Bunun dışında uçak indikten sonra hala tıkanıklık devam ediyorsa ve burun tıkanıklığı da eşlik ediyorsa yine bir burun damlasıyla yardım etmekte fayda var.
![]() |
| Diş iltihabı |
Apse Nedir?
Bazı kişiler diş çürümesini ciddi bir sağlık sorunu olarak görmezler. Ancak, zamanında ve doğru şekilde müdahale edilmediğinde, daha çok sorun yaratan bir hastalığa yol açabilir. Çürüme, bakterinin, dişin özünü enfekte etmesine izin verir. Enfeksiyon köke ve çevre kemiğe yayılır. Bu abse olarak bilinir. Eğer enfeksiyon kemiğe ulaşırsa, diş kaybedilebilir. Enfekte diş kökü ve şişmiş doku ağrıya neden olabilir. Eğer kök ölürse, ağrı yok olacak, ancak yavaş yavaş da bitişik kemiğe zarar verecektir. Enfeksiyonun bir bölümü olarak oluşan irin, çene boyunca bir kanalı aşındırabilir ve diş eti üzerinde bir şişme ya da içi irinle dolu bir deri lezyonuna yol açabilir.
Abse Belirtileri
Dişte sürekli ya da zonklama şeklinde ağrı;
Sıcak ya da soğuk yiyecek ve içeceklere karşı hassasiyet;
çiğnerken ağrı;
Boyunda şişmiş lenf düğümleri
Ateş ve genel kırıklık.
Apse Teşhis
Eğer dişinizde sürekli ve zonklama tarzında bir ağrı varsa, çiğnerken ağrı duyuyorsanız ya da sıcak ya da soğuk yiyecek ve içeceklere karşı hassassanız apseli bir dişiniz olabilir. Hafif ateş, boyunda şişmiş lenf düğümleri olabilir ve genel olarak kendinizi iyi hissetmezsiniz.
Sızlayan dişin yanındaki diş eti üzerinde oluşan şişme bir noktada patlayabilir ve patlarken ağzınızda kötü tat ve koku bırakan yoğun bir sıvı çıkarabilir. Aynı anda, ağrı büyük bir olasılıkla geçecektir. Eğer bu semptomlardan herhangi birini yaşarsanız, derhal diş hekiminize başvurun. Diş hekiminiz dişinizi muayene eder ve ne yapılması gerektiğine karar verir.
Absenin Tedavisi
Diş hekiminize gitmeden önce, aspirin ya da başka bir ağrı giderici alarak apse ağrısını geçirmeye çalışabilirsiniz. Yalnız, aspirini doğrudan dişinizin ya da çevre dokunun üzerine uygulamayın. Ağzınızı saat başı ılık, tuzlu suyla çalkalamak yatıştırıcı olabilir ancak tedavi edici değildir.
Geçmişte, apseli bir dişe yapılan tek tedavi, dişin çekilmesiydi Belirli koşullar altında diş çekimi yine de uygun olabilir. Ancak, günümüzde diş hekimleri genellikle apseli dişleri iyileştirmektedirler.
İlk adım olarak, diş hekiminiz büyük bir olasılıkla enfeksiyonu gidermek için bir antibiyotik tedavisi uygulayacak. böylece enfeksiyonun vücudunuzun diğer bölümlerine yayılmasını önleyecektir. Rahatlamanız için ayrıca reçeteye ağrı giderici ilaçlar yazabilir.
Dişinizi kurtarmak için diş hekiminiz, o bölgeyi uyuşturabilir ve daha sonra o dişin diş özü yuvasına bir delik açabilir. Bu basıncı azaltacaktır. Diş özü yuvası temizlenir, dezenfekte edilir ve hareket etmeyecek şekilde bir maddeyle doldurulur. Apseli diş temizlendikten sonra eğer şişme devam ediyorsa, diş hekiminiz aktinomikoz adı verilen bir hastalık olup olmadığını anlamak için özel bir kültür yapmayı isteyebilir.
Bir sonraki adımda diş hekimi diş içine geçici bir dolgu koyacaktır. Enfeksiyon temizlendikten sonra
Diş hekimi büyük bir olasılıkla sizi birkaç ay içinde tekrar görmek isteyecektir. Tekrar gördüğünde ise apsenin bıraktığı boşlukta kemik ve dokunun büyüyüp büyümediğini saptamak için dişin röntgeni çekilecektir. Eğer boşluk sağlıklı görünüyorsa, tedavi biter. Enfeksiyon devam ederse, ek tedaviler gereklidir ve diş hekimi sizi hastalıklı dokunun (zaman zaman kökün ucunu da içeren bir küçük kısım) ortadan kaldırılması için ameliyat edecek olan bir uzmana gönderebilir.
Nasıl Tedavi Edilmelidir ?
Diş kökündeki apse:
Kök kanal tedavisi, dişin kökünde bulunan apselerin tedavisi için genellikle kullanılan bir yöntemdir. Bir genel diş hekimi ya da endodontist (bu tedavinin uzmanı) kök kanal tedavisini gerçekleştirebilir.
Eğer kök kanal tedavisinden sonra da enfeksiyon devam ederse başka bir tedavi gerekir. Diş hekiminiz sizi, hastalıklı dokunun cerrahi bir yöntemle temizlenebilmesi için, bir ağız cerrahisi uzmanına yönlendirebilir.
Kök kanalı tedavisi ya da ameliyatın mümkün olmadığı durumlarda, diş hekimi dişi çekmek zorunda kalabilir. Bu durumda kaybedilen dişin yerine bir implant (yapay diş kökü) takılabilir, köprü yapılabilir ya da çıkarılabilir takma diş takılabilir.
Diş eti ve diş arasındaki apse:
Diş hekimleri bu tip apseleri, genellikle önce iltihabı boşaltıp sonra da bölgeyi çok iyi temizleyerek tedavi ederler. Daha sonra dişin kök yüzeylerini temizleyerek iyileşmeyi sağlarlar ve enfeksiyonun tekrar nüksetmesini engellerler. Bu aşama öncesinde doktorunuz diş etinizi ve dişinizi uyuşturmak için anestezi iğnesi kullanabilir.
Diş hekiminiz gelişimi takip etmek için 6 ay içinde dişinizin röntgeninin çekilmesini isteyerek kemiğin iyileşmesini, enfeksiyonun temizlenip temizlenmediğini kontrol edebilir.
Doktorunuz diş eti ve diş arasındaki apseyi tedavi etmek için diş eti ameliyatını önerebilir. Bu ameliyat genellikle bir periodontist tarafından gerçekleştirilir. Bu işlemde diş etinin dokusu tekrar şekillendirilerek inceltilir, böylece temiz tutulması ve enfeksiyona karşı korunması kolaylaşır.
Dikkate alınmayan diş hassasiyeti yeme ve içme keyfini kâbusa çevirebiliyor. Peki bu sıkıntı nasıl aşılabilir?
Diş eti Çekilmesi: Diş etlerinin çekilmesi dişlerin dentin tabakasının ortaya çıkmasına sebep olur. Bu şekilde koruyucu tabakanın zarar görmesi diş hassasiyetini arttırır.
Dişlerin Sert Fırçalanması: Dişlerin sert ve hızlı fırçalanması ile diş etleri zarar görür. Dişlerin dentin ve enamel adlı tabakaların aşınmasına neden olur.
Diş Gıcırdatma: Dişlerin bir birbirine sürtünmesi ile birlikte dişin enamel tabaksı zarar görür ve dişler hassaslaşır. Buna bağlı olarak ta sinir uçları daha fazla acı hisseder.
Diş iltihapları: Dişler üzerinde kalan tartar ve bakterilerden oluşan iltihaplar diş etine zarar verir. Şiş olan diş etleri zarar görerek diş kökünü destekleme ve koruma özelliğini kaybeder.
Diş plakları: Diş köklerine yakın bölgelerde birken plak ve tartarlar diş hassasiyetine neden olur.
Diş Beyazlatma Ürünleri: Piyasada satılan peroksitli ve sodalı malzemelerden yapılmış olan diş beyazlatıcılar da diş hassasiyetine sebep verir.
Kırık ve çürük dişler: Ağız içerisinde oluşan kırık ve dişlerdeki çürükler de diş ve diş etlerinde hassasiyete neden olur. Bu sebeple diş sağlığı için mutlaka rutin kontrollere gidilmelidir.
Asitli yiyecek ve içerecekler: İçerisinde asit bulunan asitli yiyecek ve içecekler dişlerin enamel tabakasını eriterek zarar verir. Bu nedenle limon, narenciye veya meşrubat gibi ürünler kişilerde diş hassasiyetine neden olur.
Ağız çalkalama solüsyonları: Piyasada satılan asit içerikli solüsyonlar diş hassasiyetine sebep olabilir.
Dişler hassasiyete karşı nasıl korunabilir?
—Dişlerinize yumuşak diş fırçalarını kullanın ve sert değil daha yumuşak hareketlerle dişlerinizi fırçalayın
—Ağız içi ve diş temizliğinize dikkat edin
—Hassas dişler için üretilmiş diş macunlarını kullanın
—Florlu diş bakım ürünlerini kullanın
—Yediğiniz ve içtiğiniz gıdalara dikkat edin.
—Sıcak ve soğuk gıdaları birlikte tüketmeyin.
—Rutin olarak diş kontrollerinizi yaptırın.
Diş Hassasiyeti İçin Hangi işlemler uygulanabilir?
—Dişlerin açığa çıkan yüzeyleri düzeltilebilir.
—Diş etlerine müdahaleler yapılabilir.
—Dişlerde tartar ve plaklar varsa temizlenebilir.
—Dişlerin eksilen tabakalarına dolgu malzemeleriyle yenileme işlemi yapılabilir.
—Diş gıcırdamasına sebep olan sorunlar giderilebilir.
![]() |
| YOĞURT |
Şeker hastaları için yararlı bir besindir.Şeker hastalarına verilecek yoğurt, ekşimiş olmamalı ve kaymağı alınmış olmalıdır.
Sabahleyin kahvaltıdan sonra yenen yoğurt,sindirimi kolaylaştırıp ,bağırsakların çalışmasına yardım eder.Her yaşta hemen hemen herkes için uygundur.Ancak, midesi çok duyarlı olanlara,onikiparma k bağırsağı ülseri olanlara dokunur.Yoğurt, hastalar ve zayıf bünyeler için sütten daha besleyici sindirimi kolay bir gıdadır.Aynı zamanda bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların(Amipleri n) çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olan bir besindir.Bu sebepten tifo ve ishal zamanlarında yoğurt âdeta bir ilaç gibi tavsiye edilmektedir. Tüberkülozlu hastalar üzerinde de antibiyotik etki gösterir.
Yoğurt aynı zamanda bulaşıcı hastalıkların tedavisinde de oldukça öneme sahiptir.Çocukları n bulaşıcı karaciğer iltihâbı (hepatit) hastalıklarının dietik tedavilerinde kullanılır.
Ayrıca,yüze ve boyna sürülürse cildi canlandırır.Yirmi dakika kalsın cildinizde,sonra da gülsuyuyla siliverin.Rahat bir uyku için de yoğurt yiyebilirsiniz.
Mineraller
Kalsiyum:Kemik, diş ve saç gelişmesini sağlar,sinir sistemini düzenler,kişiyi çabuk öfkelenmeye karşı korur.Şurası mutlaka bilinmelidir ki güzelliği bozan en korkunç şey ;öfkeli ve sinirli olmaktır.
Fosfor:Vücut için en önemli mineral, fosfordur.Bu mineral,dokuları ,kemik,diş ve bütün hücreleri yeniler,B grubu vitaminler fosforla birlikte çalışır.
İyod:Tiroid bezlerinin çalışmasını sağlar,guatr hastalığını önler.Bu mineral vücut hücrelerinin çalışma ahengine de yardımcı olur,uyarıcı bir etkisi vardır.
Floriş çürümelerini önler.
DÜZGÜN BİR CİLT
Yumuşak bir cilt için A vitamini çok önemlidir. A vitamini en çok tereyağında bulunur. A vitamini gece körlüğünden korunmak için, saçların ve derinin güzelleşmesi için faydalıdır A vitamini peynirde de bol miktarda bulunmaktadır. Bu vitamin balıkyağında da fazla miktarda vardır. Ayrıca gün bir miktar ayçiçeği çekirdeği veya kabak çekirdeği yiyin. Bu çekirdekler esas halinde element olan çinko içerirler. Vücutta çinko eksikliği ise derinin daha çabuk buruşmasına yol açar. Ayrıca sabah ve akşam kivi yiyin. Bu meyvenin içerdiği C vitamini dolaşımı harekete geçirir ve bunun sonucu olarak deri daha iyi beslenir.
KUVVETLİ TIRNAKLAR
Her gün yoğurt yiyin. Yoğurtta tırnakların oluşumu için önemli olan protein vardır. Toz jelatin de bu etkiyi fazlalaştırır. Kırılan tırnaklara karşı ceviz ve yer fıstığı yiyin. Her ikisi de tırnakları sertleştiren biotin içerir.
SAĞLIKLI DİŞLER
Günde iki kere 150 gram yağsız peynir yiyin. Peynirdeki kalsiyum dişetini kuvvetlendirir, dişleri sağlamlaştırır. Ayrıca balık ve kümes hayvanları da dişlerin sağlam olması açısından önemlidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor vardır.
PARLAK GÜR SAÇ Bol protein içeren besinler (peynir, et, balık, kümes hayvanları) salatayla birlikte yendiğinde saç gür olur. Çünkü saçın yüzde 97'si protein maddesi olan keratinden oluşuyor.Haftada dört yumurta yiyin. Yumurtada saça parlaklık kazandıran bol miktarda kükürt vardır.
PARLAK GÖZLER
Haftada üç kere az bir miktar bitkisel yağla pişirdiğiniz havuç yiyin. Havuçtaki A ve E vitaminleri görmeyi kuvvetlendirir, gözlere parlaklık kazandırırlar. Kepek, çavdar ekmekleri içerdikleri selen elementinden dolayı gözleri hastalık mikroplarından korur.
Çok sıcak ve uzun bir yazı geride bıraktık. Şimdi hüznün mevsimi sonbahar başlıyor. İşte en çok Eylül ve Ekim aylarında görülen mevsim depresyonunu atlatmak için yapmanız gerekenler...
• Sonbahar hastalıkları denilince akla iklimsel, sosyal ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan veya sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları gelir. Bunların çoğunluğu enfeksiyon hastalıklarıdır. Ancak depresyonu da göz ardı etmemek gerekir. Sonbaharda havanın soğuması, kirliliğin artması, kalabalık ve sıkışık ortamlarda daha fazla bulunma ve okulların açılması gibi etkenlerle; özellikle çocukların taşıyıcı olduğu nezle ve grip gibi viral hastalıkların sürekli bulaşması, sonbaharda birçok farklı hastalığın ortaya çıkmasına sebep olur.
• Vücut direncini kıran birçok değişiklik de buna katkıda bulunur. Güneş ışınlarının azalması, havanın soğuması ve rüzgar; enfeksiyon ve alerjik durumların ortaya çıkmasını sağladığı gibi, burun ve ağız içi mukozanın kuruması ve koruyucu özelliğini yitirmesi nedeniyle mikropların vücuda kolayca girmesine imkan sağlar.
ISI DEĞİŞİMİ VÜCUDU STRESE SOKAR
• İnsan vücudunun ısı değişimlerine ve yeni koşullara uyum sağlaması için 2-4 hafta gibi bir süreye ihtiyacı vardır. Bu da sadece yumuşak mevsim geçişleriyle mümkündür. Havaların aniden ısınıp soğumasıyla ortaya çıkan kısa süreli ısı değişimleri, vücudun adaptasyonunu da zorlaştırır. Bu durum, vücudun strese girip savunma sisteminin zayıflamasına neden olur. Böylece bağışıklık sistemi zaten zayıflamışken, enfeksiyonların bulaşma ihtimalinin fazlalaşması sonbahar- kış döneminde grip ve nezle salgınlarının oluşmasına neden olur.
SONBAHAR HASTALIKLARI
• NEZLE: Çok çeşitli virüslerin neden olduğu bir üst solunum yolları enfeksiyonudur. Soğuk algınlığı ismi ile de bilinir, oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Burun akıntısı, hapşırma ve burun tıkanıklığı ile başlar. Nezle ve buna bağlı burun tıkanıklığı, sonbahar aylarında çocuklarda da en sık görülen rahatsızlıktır. iyi tedavi edilmediğinde orta kulak iltihabına, sinüzite veya bronşite yol açabilir. Nezle tedavisi oldukça basittir. Burun açıcı ilaçlar, şurup veya damla 2-3 gün kullanılmalı, antibiyotiğe hemen başlanmamalıdır.
• GRİBAL ENFEKSİYONLAR: İnfluenza A, B, Parainfluenza, Adenovirusler ve bunun gibi birçok viral etken gribal enfeksiyonlara yol açabilir. Nezleden farklı olarak yüksek ateş ve tüm vücut kırgınlığı ile seyreder. Hastaların özellikle bağışıklık sistemi çökkün ise üzerine gelen ikincil enfeksiyonlar nedeniyle çok tehlikeli hatta ölümcül sonuçlara yol açabilir. Grip, aşı ile korunulabilen bir hastalıktır. Hastalığın toplumda yayılmasını önlemek ve risk grubu olarak adlandırılan insanları korumak için her yıl grip aşısı yapılması oldukça yerinde olur.
• SİNÜZİT: Burun etrafındaki sinüs adı verilen boşlukların iltihaplanmasıdır. Baş ağrısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ve ağız kokusu yapabilir. Ateş de olabilir.
• FARENJİT: Boğaz bölgesinin iltihabıdır. Boğaz kızarmıştır, yanma ve ağrı vardır. Yutkunmak güçleşmiştir. Ateş, halsizlik ve boyundaki lenf bezlerinde büyüme de olabilir.
• TONSİLLİT: Bademciklerin iltihabıdır. Bademcikler büyük, şiş ve kızarmıştır. çok yüksek ateşe neden olabilen bir hastalıktır. Çocuklarda sıklıkla rahatsızlığa sebep olabilir. İlerleyen bademcik iltihaplarında çocuk derhal doktora götürülmeli ve enfeksiyon uygun antibiotik ile temizlenmelidir.
• OTİT: Orta kulak iltihabıdır. Alerjik bünyeli çocuklarda daha sık görülür. Kulak ağrısı, kulakta dolgunluk ve kulak yolundan akıntı ile beraber kuru öksürük de vardır. Orta kulak iltihapları çocukluk çağında en sık görülen hastalıklardandır. En çok sonbahar ve ilkbahar aylarında görülür. Orta kulak iltihabı iyi tedavi edilmezse kronikleşir ve işitme kaybı gibi kalıcı arızalar bırakırlar. Bazen de iltihap, komşu dokulara yayılarak daha ciddi hastalıklara yol açabilir.
• LARENJİT: Gırtlağın ve ses tellerinin iltihabıdır. En önemli belirtisi ses kısıklığı, sesin çatallı veya boğuk olmasıdır. Bazı hastaların sesi hiç çıkmayabilir. Çocuklarda solunum güçlüğü ve nefes darlığına da yol açabilir.
• TRAKEİT: Ana nefes borusunun iltihabıdır. Larenjitle birlikte de olabilir. Tipik belirtileri şiddetli kuru öksürük ve öksürükle beraber göğüs kemiği arkasında yırtılırcasına bir ağrı olmasıdır.
• BRONŞİT: Bronşların iltihabıdır. Belirtiler çoğu zaman soğuk algınlığını takiben ortaya çıkar. İlk günlerde kuru olan öksürük daha sonra balgam çıkarma ile birliktedir.
• ASTIM: Her yaşta görülebilen bir hastalık olmakla beraber çocuklarda daha fazla rastlanır. Krizler halinde gelen öksürük, hırıltı ve nefes darlığı ile karakterizedir. Krizlerin başlıca nedeni alerjenler ve virüslerdir.
• ZATÜRRE: Akciğer dokusunun iltihabıdır. Üşüme, titreme, yüksek ateş ve öksürükle başlar. Erken tanınması çok önemlidir. Uygun antibiyotik tedavisi ile tamamen düzelen bir hastalıktır. Bazı risk gruplarının; örneğin ameliyat ile dalağı alınmış olan kişilerin, yaşlıların, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olanların Pnömoni aşısı yaptırmaları gereklidir.
ÖNCE DOKTOR SONRA ANTİBİYOTİK
• Basit enfeksiyonlarda belirtiler 2-3 günde hafifler ve geriler. Daha çok bakterilerle olan tonsillit, farenjit, sinüzit ve orta kulak iltihabı gibi enfeksiyonlarda ise antibiyotik gerekebilir. Bu nedenle muhakkak bir hekime başvurmak gerekir.
VÜCUT DİRENCİNİ ARTIRIN
• Sonbaharda artan hastalıklardan korunmak için vücut direncini arttırmak gerekir. İyi beslenme, vitamin destekleri, düzenli uyku, spor ve mevsim şartlarına uygun giyinmek; basit, bilinen ama etkili yollardır. Enfeksiyonu olan kişilerin solunum yolu temasının engellenmesi (maske kullanmak, kalabalıktan uzaklaşılması vb.) ve ellerini sık yıkaması en önemli korunma yoludur. Bu sayede özellikle kalabalık bölgelerde hastalığın yaygın hale gelmesi engellenebilir.
SONBAHARDA HASTA OLMAMAK İÇİN BUNLARI YAPIN:
- ELLERİNİZİ YIKAYIN: Ellerinizi kurallara uygun bir şekilde sık sık yıkayın.
- HAVASIZ KALMAYIN: Kapalı mekanlardan, havalandırması iyi olmayan yerlerden uzak durun.
- DOĞRU GİYİNİN: Mevsime uygun giyinin; ne çok ince ne de çok kalın kıyafetler tercih edin.
- ISIYI AYARLAYIN: Ortam ısısını normal zamanda 25, uyku sırasında 22 derece tutmaya özen gösterin.
- KALABALIĞA GİRMEYİN: Artan grip salgınlarında; hastalarla yakın temastan kaçının, aynı ortamda kalmamaya dikkat edin.
- GRİP AŞISI YAPTIRIN: Her yıl düzenli olarak ekim- kasım aylarında grip aşısı yaptırın.
- BARDAĞINIZI AYIRIN: Özellikle ofislerde ve okullarda; kalem, kitap, bilgisayar ve bardak gibi özel eşyaları ortak kullanmayın.
- KAĞIT MENDİL KULLANIN: Mendilleri tek kullanımlık olarak tüketin.
- BİLİNÇLİ BESLENİN: Özellikle meyve ve sebze tüketmeye özen gösterin, bol sıvı ve su tüketin.
- SPOR YAPIN: Düzenli egzersiz yapın.
- DÜZENLİ UYUYUN: Günde 5-7 saat etkin bir uyku sizi zinde tutacaktır




















